Kurumsallaşma sürecinde sıkça yaşanan sorunlardan birine bu video değiniyorum. Amerikalılar’ın “micro management” dedikleri kavramın zararlarını bilmek önemlidir. Kurumsallıkta amir ve departmanları yönetmeyi bilmek önemlidir. Lütfen izleyin.

AİLE ŞİRKETLERİ DANIŞMANI
Kurumsallaşma bir süreçtir, bir anlık alıp hemen uygulayabileceğiniz bir eklenti değil. Kurumsallaşma adımlarının ne ile başladığını bilmek lazım. Bu sürecin sonucunda elde edeceğiniz faydaları yazmaya burada zaman yetmez. Fakat bu sürecin neye bağlı olduğunu ve ne gibi bir zaman alacağını bu videomdan öğrenebilirsiniz.

Eğer geleceğimizi önemsiyorsak gençleri liderlik konusunda eğitmemiz gerekiyor çünkü önce bu ülkenin sonra da dünyanın kuvvetli liderlere ihtiyacı var. En basit anlamında toplulukları bir amaca doğru sevk edebilmek liderlik sayılsa da kuvvetli liderden kastım söz ettiğim bu amacı doğru seçebilmiş, ahlaki değerleri yüksek, dürüst, güvenilir, eğitimli liderler. Ülkemize böylesi liderler yetiştirmek gençlerle olan çalışmalarımın temellerini oluşturuyor.
Bu amacım doğrulturunda zaman zaman gençlere bir araya gelmeye çalışıyorum. Geçenlerde yine böylesi bir fikirden yola çıkarak pırıl pırıl gençlerden oluşan ve yönetimini tamamen bu gençlerin yaptığı bir organizasyona, AIESEC’e dokunabilme şansı elde ettim. AIESEC’in Kocaeli şubesinin yöneticileri beni ağırladılar ve bir iki saat liderlik üzerine sohbet ettik. Sağolsunlar benim onlara kanımın ısındığı gibi onlar da benden memnun kaldılar ki bir defa da tüm organizasyon ile bir araya gelmemizi sağladılar.
AIESEC İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuş, 127 ülkede 27bin üye ile çalışan muhteşem bir organizasyon. Temelleri 1948’de öğrencilerin yurtdışında staj yapmalarını kolaylaştırmak amacı ile atılmış. Organizasyon tamamen öğrenciler tarafından yürütülüyor. Burası çok önemli çünkü bu yapı 60 seneden fazla ayakta durabilmiş ve gelişmeye devam ediyor ve bunu sağlayan da tamamen gençler. Yönetiminde hiç bir şekilde bir yetişkin görev almıyor. AIESEC’in mottosu “Dünya için Liderler” ve kendilerini dünyanın lider yetiştiren en büyük organizasyonu olarak görüyorlar, bunda da hakları yok değil. Benim AIESEC ile ilk irtibatım olan Kocaeli şubesine gelince de bu gençlerin dünya çapındaki şubeler arasında çok önemli başarılarının, hatta birinciliklerinin olduğunu bilmenizi isterim. Kocaeli AIESEC’in çalışmaları hakkında yazımın sonundaki bölümü özellikle okumalısınız.
AIESEC’in yaptığı şey üniversitede okuyan yada yeni mezun gençlerin başka ülkelerde çalışmasını yada sosyal projelerde görev almasını sağlamak. Bu sayede bu gençler evlerinden çok uzaklarda sorumluluk almayı öğreniyorlar. Bu sorumluluğu sadece kendileri için değil, aynı zamanda ihtiyacı olan başka insanlar için de, gerekirse gönüllü olarak alıyorlar. Bu gönüllü çalışmalar kısa süreli olabildiği gibi, isterlerse başka şirketlerde daha uzun süreli olarak da çalışabiliyorlar. Bu açıdan bir gencin kendine katabileceği en kıymetli tecrübelerden biri AIESEC ile yurtdışında görev almak.
AIESEC’in bunun dışında başka faydaları da var. AIESEC ile yurtdışına gitmek bir seferliğine dahi olsa da en yakın AIESEC şubesine gidip üye olmak ve onlar için saha çalışmaları yaparak bu organizasyon için çalışmaya başlamak ayrı önemli bir liderlik tecrübesi. Lakin burası hem bir organizasyon, hem de uluslararası çapta bir kurum olduğu için bu kurum içerisinde de her yerde olduğu gibi zaman içerisinde edinilecek bir takım liderli, pozisyonları, yöneticilik görevleri ve makamlar mevcut. İşte burası liderlerin yeşermeye başlaması için en uygun ortamlardan biri. Yerel yöneticilikten sonra ülke çapında, belki de dünya çapında bir yerlere gelmek gayet mümkün. Bunlardan hiç biri olmasa dahi AIESEC Kocaeli Başkanı Fatih Kan’ın aşağıda belirttiği projeler gibi bir projede yer alma, hatta projeyi yönetme imkanı var. Burası iş dünyasına atılacak gençler için iş hayatının bir demosu. İnsan ilişkilerinin temellerinin öğrenileceği, insan becerilerinin, hassas becerilerin kazanılmaya başlanacağı en uygun ortam. Devlet idaresine talip olmayı hedefleyenler için demokratik bir laboratuvar. Böylesine ruhu ile çalışan gençlerin oluşturduğu, motivasyonun maddi çıkarlardan değil, tamamiyle manevi kazanımlardan ibret olduğu bu ekosistemin içinde bulunmanın sağladığı faydaları hayal gücünüze bırakıyorum.
Bunun dışında AIESEC’in başka da bir faydasından bahsetmek lazım. AIESEC firmalara yurtdışından genç eleman buluyor. Bunun şirketlere çeşitli faydaları var. Bir ülkeye ihracat yapmak isteyen biri böyle bir eleman sayesinde o pazara giriş yapabilir. Başka bir ülkeden gelen bir mühendisin kurumsal, kültürel vizyonunu edinenebilir. Daha önce yabancı bir şirkette çalışmış bir elemandan know-how elde edebilir. Hiç biri olmazsa şirketine yabancı dil bilen birini getirerek çalışanlarının vizyonunu artırabilir. Bunlar pek de yabana atılacak faydalar değil.
Böyle bir imkan var iken ve bundan bu yazımı okuyanlar haberdar oldular ise artık onlardan adım atmalarını bekliyorum.

Bundan ötesini bırakalım Kocaeli AIESEC’den Fatih Kan kendisi anlatsın:
Dünyanın en büyük Gençlik Organizasyonu olan AIESEC’in Kocaeli şubesi olarak lokalimizde 500’den fazla değişim sağlayarak, etkimizi 2017 yılında arttırdık. Genclere yurt dışında staj imkanları ve gönüllü proje imkanları sağlarken, Kocaeli’nde de bir çok proje yürütmekteyiz.
AIESEC Kocaeli olarak Kocaeli’nde düzenlediğimiz Engelleri Kaldırın Projesi, Sivil Toplum Kuruluşlarını Geliştirelim Projesi, Dünyamla Tanış projesi ve Konuşma Kafesi Projesi ile birlikte Kocaeli’deki rehabilitasyon merkezleri, STK’lar, Belediyeler ve Liseler ile birlikte etkimizi arttırmaya çalışıyoruz.
Yılın her ayında gönüllü arkadaşlarımızı getirdiğimiz Konuşma Kafesi projesi ile eğitime destek vermeyi, rehabilitasyon merkezlerindeki arkadaşlarımızla ilgilenip onlarla etkinlikler yapıp yılda 2 defa, 6 haftalık süreçlerde onlara etki etmeyi, liseli gençler ile yılda 2 defa ve 6 haftalık olan projemizde liseli gençleri dünya sorunları hakkında bilinçlendirip onlarla birlikte proje yazmaları için yine bir çok yabancı arkadaşımızın katılımı ile bu alandada etki etmeyi, sivil toplum kuruluşlarını geliştirmeye yönelik olarak yurtdışından gelen gönüllü arkadaşlar ile birlikte STK’ları geliştirmeyi amaçlıyoruz.
Bu projelerin hepsine 2017 yılında 40 farklı ülkeden 250 gönüllü arkadaşımız katılım göstermiştir.

Aile şirketleri, global ekonominin bel kemiğidir ve birçok toplumun iş dünyasında büyük bir paya sahiptir. Bu kurumsal yapıların sürdürülebilirliği, “aile şirketlerinde veliaht liderlik” kavramının etkin bir şekilde benimsenip uygulanmasına dayanmaktadır. Peki, “aile şirketlerinde veliaht liderlik” tam olarak nedir ve yeni nesil bu önemli rolü nasıl başarıyla üstlenmelidir?
Aile Şirketlerinde bu kavram, yönetim bayrağının bir sonraki nesle geçirilmesi sürecini tanımlar. Bu, sadece bir unvan veya görev değişikliği değil, aynı zamanda bir kültür ve değerlerin aktarılmasıdır. Aile şirketleri için liderlik, şirketin değerlerini, kültürünü ve misyonunu yeni nesle aktarmanın yanı sıra, onların bu değerlere kendi vizyonlarını da eklemelerini sağlar.
Öğrenme Aşkı: Aile şirketlerinin devamlılığını sağlamak için sürekli öğrenmeye açık olmalısınız. Sektördeki yenilikleri ve trendleri, bilimsel yönetimin yeni araçlarını yakından takip etmek, şirketinizi geleceğe taşımanızı sağlar.
Değerleri Benimseme: Şirketin kuruluşundan bu yana taşıdığı değerleri benimsemek, veliaht liderlikte esastır. Ancak bu, kendi değerlerinizi ve vizyonunuzu eklememeniz anlamına gelmez.
Etkili İletişim: Bu tarz bir liderlik, etkili iletişim becerilerini gerektirir. Hem ailenizle hem de çalışanlarınızla açık ve şeffaf bir iletişim kurmak, güven oluşturmanın anahtarıdır.
Aile şirketlerinde veliaht liderlik konumuna gelen bir kişi, sadece bir şirketin değil, aynı zamanda bir ailenin tarihini, değerlerini ve kültürünü taşır. Bu, büyük bir mirası temsil eder ve gelecek nesillerin devamlılığını sağlamak için bilgece hareket etmek zorundadırlar. Bu liderlik rolü, geleneklerle yenilikçi düşünceleri bir araya getirme becerisini gerektirir. Bir yandan geçmişteki başarıları korumak, diğer yandan da şirketi modern dünyanın taleplerine uyarlamak gerekir. Veliaht liderler, bu dengeyi sağlamalı ve aile şirketinin sürdürülebilir başarısını garantilemek için stratejik bir vizyon geliştirmelidir.
Aile şirketlerinde veliaht liderlik, şirketin geleceğini şekillendiren kritik bir süreçtir. Yeni nesil liderler, bu süreci doğru bir şekilde yönlendirerek şirketlerini daha parlak bir geleceğe taşıyabilirler. Unutmayın, veliahtın liderliği sadece bir görev değil, aynı zamanda bir sorumluluktur. Bu sorumluluğu yerine getirirken, şirketinizin değerlerini koruyarak kendi vizyonunuzu da eklemelisiniz.

Uzun zamandır konuşulan davranışlarla ilgili ortaya atılmış yirmi bir gün kuralı denen bir şey var. Diyorlar ki bir şeyi yirmi gün boyunca yaparsan yirmi birinci gün ona alışırsın. Hele ki uyuşturucu yada madde kullanımında vücudumuzu ekliyen bazı kimyasallar var, bunlar bağımlılık yapıyor. Acaba bu varım ne kadar doğru, yada daha doğrusu alışkanlık denen şey nasıl bir şey?
Uyuşturucu bağımlılığı hakkında 20nci yüzyıl başlarında fareler üzerinde çeşitli laboratuvar çalışmaları yürütülüyor. Bir kafese iki ayrı kapta su konuluyor ve bunlardan birine morfin katılıyor. Bu kafeslere tek başına yerleştirilen ve tek başına yaşayan bu fareler ilk başta iki suyun da tadına bakıyor ve sonra her seferinde morfinli olan suyu tercih etmeye başlıyor. Bir zaman sonra da aşırı dozdan öldükleri gözlemleniyor. Bu ve sürekli duyduğumuz “eroinman gencin sonu” hikayesi bize uyuşturucu bağımlılığı hakkında bugün bildiğimiz şeyi anlatıyor. Uyuşturucu bağımlılık yapar, bu da uyuşturucuda bulunan kimyasallar yüzündendir.
Fakat 1970’lerde Profesör Bruce K. Alexander adında Kanadalı bir psikolog bu deneyi farklı bir boyutta tekrarlamayı düşünüyor ve sonuçlarını 1981’de yayımlıyor. Profesör Alexander’ın hipotezine göre bağımlılığın sebebi uyuşturucu değil söz konusu bu farelerin yalnız ve ruhsal hayata olumsuz etki eden yaşam koşulları. Yani ilacın kendisinin herhangi bir bağımlılık yapıcı özelliği yok. Profesör Alexander bilinen eski deneye farklı bir şey ekliyor. Bir fare parkı. Deney yine aynı başlıyor fakat bu sefer fareler fare parkı denilen bir yere yerleştiriliyor. Burası bir fare cenneti ve içeride bir sürü fare oyuncakları ve başka fareler var. Fareler burada Disneyland’da yaşıyor gibi arkadaşlarıyla eğlenerek, sosyalleşerek geçiriyor zamanlarını. Ve sonucunda bu farelerin içinde uyuşturucu olan suyu değil, normal suyu tercih ettikleri gözlemleniyor.
Tabi ilk bakışta bu deney bize insanlarda uyuşturucu bağımlılığı ile ilgili yeterince bilgi vermiyor gibi gözükebilir. İnsan doğası bundan çok daha karmaşık ve uyuşturucunun etkisi çok daha kuvvetli diye düşünebiliriz. Ama şunu da sormak lazım. Neden hastanelerde ağrı kesici olarak yıllardır kullanılan uyuşturcu maddeler bu insanların çoğunu birer bağımlıya dönüştürmüyor?
Bunu açıklayan çok ilginç bir toplu deney daha var. 1971 senesinde Vietnam savaşının 16ncı senesinde Amerikalı kongre üyesi Robert Steele ve Morgan Murphy bütün Amerikan halkını korkutan bir şey keşfediyorlar. Sonradan daha kesin olarak açıklanan bulgulara göre bu askerlerin %40’ın Vietnam savaşı sırasında eroini en az bir defa denemiş ve en az %20’sinin savaş sırasında sürekli eroin kullanmış olduğunu görüyorlar. Bu sonuç Amerikalılar’ı “savaştan sonra sokakları uyuşturucu müptelaları basacak” endişesine sürüklüyor. Hatta dönemin başkanı Richard Nixon’ın emri ile bu askerlerin uyuşturucu bağımlılığını yenmesi için Uyuşturucu Bağımlılığını Önleme Özel Eylem Dairesi (The Special Action Office of Drug Abuse Prevention) kuruluyor.
İlginçtir, bir gün bu birimin çalışanlarından Lee Robins isimli bir çalışan görüyor ki bu askerlerin sadece %5’i sonradan tekrar uyuşturucuya bağımlı oluyor. Yani askerlerin %95’i neredeyse bir gecede bu alışkanlıklarından kurtuluyorlar. Bu bulgu normal bağımlılık tedavisinin işleyiş biçimine tamamen ters düşüyor. Sivil hayattaki uyuşturu bağımlılığının tedavisi farklı sonuçlar doğuruyor. Şöyle ki; bağımlılık tedavisi için kliniğe yatan bağımlılar eroinden tamamen kurtuluyorlar, fakat çıkıp evlerine döndükten sonra bunların %90’ı tekrar eroine başlıyor. Neredeyse her uyuşturucu bağımlısında aynı döngü gözlemleniyor. Fakat Vietnam’dan dönen askerlerde bu olay tam tersi şekilde işliyor. Peki neden? Daha doğrusu bu bulgular bize ne öğretiyor?
Sorunun cevabı fare parkında. Yani uyuşturucu bağımlılığını sönümlendirmek için yapılması gereken şey uyuşturucunun beyinde yarattığı etkinin yerini farklı bir şey ile doldurmak. Uyuşturucuya olan ihtiyacı, yani yalnızlığı, çaresizliği sonlandırmak uyuşturucuya olan gereksinimi bitiriyor.
İnsanoğlu temelde iki dürtüden hareketle karar alır: Sevdiğin şeye yaklaş, sevmediğin şeyden kaçın. Yani uyuşturucu kullanmak, kilo almak, bir hobiye tutku ile bağlanmak, aşık olmak, cep telefonu, Facebook yada kumar bağımlılığı hep beyinde benzer etkiyi yaratan şeylerdir. İstenilmeyen şeyden kurtulmanın yolu onun yerini başka bir şey ile doldurmak, beynimize o şeyi unutturmaktır. Bazen de o şeyin bulunduğu ortamı tamamı ile değiştirmektir. Kafeste yalnız yaşayanlar fareler gibi insanlar da bir fare parkına ihtiyaç duyarlar. Alışkanlığın gerçekleştiği çevrenizi değiştirmek alışkanlıklarınızı da değiştirmenize yardımcı olur.
Her gün korku ile yaşadığınız veya sizi yanlızlığa mahkum eden bir ortamda bulunduğunuzda kötü alışkanlıklar iyi dostunuz gibi gözükür. Ama Vietnam’dan dönen askerlerin ailelerine ve sosyal çevrelerine kavuştuğu gibi insanlar için fare parkına girerseniz eski kötü alışkanlıklarınız bir anlam ifade etmez. Alışkanlığı yaratan şey kimyasallar değil kafestir. İnsanların birbiriyle bağ kurmaya ihtiyacı vardır.
Mutlu ve ruhsal açıdan sağlıklı olduğunuzda çevrenizdekilerle güzel ilişkiler kurarsınız. Bu yüzden insan olarak ihtiyacınız olan güzel ortamlarda güzel alışkanlıklar edinmektir.