Gençlere sürekli bu iki kelimeyi hatırlatıyorum. Söylenmeyi bırak da artık diyorum, kalk yerinden yap. Söylenmek son derece zaman kaybıdır, yapmaya başlamanın zamanı.

AİLE ŞİRKETLERİ DANIŞMANI

Kariyer danışmanlığı yada kariyer koçluğu benim işimin bir parçası. Ne zaman oturup gençleri dinlemeye başlasam konu bir şekilde kariyer planlamasına geliyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2015 verilerine göre Türkiye’de ortalama yaşam beklentisinin 75,8 yıl olduğunu biliyor muydunuz? Bunun kariyerle nasıl bir alakası var diye düşünebilirsiniz. Gayet de var. Açıklayacağım.
Bazı zamanlarda kendimi danışanıma “Acelen ne?” diye sormaktan zor alıkoyuyorum. Tamam, koçluk yapmak için oturduk; kariyerini doğru yönlendirmende sana koçluk yapmak için buradayım diyeceğim karşımdakine. Yine de bazen gençlerin hayatlarının en verimli olmaya başlayacakları anında, bulundukları yeri beğenmeyip büyük beklentiler içerisinde biraz fazla aceleci davrandıklarını görüyorum. İnsan bazen 30 yaşında kendini tepelerde bir yerlerde görmek istiyor. Örnekler yok değil, Mark Zuckerberg, Larry Page, Nevzat Aydın hep o çağlarında gıpta edilecek yerlere gelmişler, özenilecek paralar kazanıyorlar. Bazen de bir yerlerden duyuyorlar, falanca kişi 35 yaşında VP olmuş, filanca kadın 30 yaşında müdürmüş. Tamam doğrudur; birileri bir yerlere çoğundan erken geliyor olabilir. Ama aynı şartlarda mısınız o kişiler ile? Diğer bir soru da şu ki çalışmak, fayda sağlamak için hangi yaş ideal yaştır.
İşte Türkiye’deki hayat beklentisini de bu yüzden yazdım. 1960’larda bu yaş 45 imiş. Bir de şu an 30 yaşında olan birisi için bundan 40 sene sonrasını hayal edin. Beklenti daha da yükselecek. Yani demek istediğim o ki hayat bir şeyler başarmamız için çeşitli fırsatlar sunar. Bu fırsatları da değerlendirecek vaktimiz yok değil. Düşünün ki ilk 5 senemiz hakkında pek bir şey hatırlamayız bile. Sonraki 10-15 senenin de çok bilinçli geçtiğini söyleyemeyiz. Derken derken arada kalıyor 15-20 sene. Düşünün ki ancak 60 yaşına kadar yaşasanız dahi o ana kadar yaşadığınız kadar bilinçli olarak iki tane daha 20 sene yaşayacaksınız. Sonrasında belki bir o kadar daha…
Yani kariyer kararınızı verirken son 5 senedir sizi müdür yapmamış olmaları büyük bir kayıp da değil, sizi hayatınızdan geri de bırakmaz. Ama ileride olacağınız şey konusunda, yada hayaliniz her ne ise onun için şimdiden çalışmaya başlayabilirsiniz. Eğer bunun farkına varmış ve artık bazı şeyler için geç kaldım diye düşünüyorsanız ve hala yerinizde sayıyorsanız işte o zaman geç kalmaktasınız.
Geçenlerde çok yakın bir arkadaşım, Tolga Tümay’a da sevgilerimi gönderiyorum, hayatımda bir basamağı daha çıkmamı sağlayan bir anısını anlattı bana. Kendisi 40 yaşındayken bir adam yaşını soruyor. Yaşım diyor 40. Adam durup düşünüyor ve şöyle cevaplıyor: Ben 60 yaşımdayım. Keşke 40 yaşımda olsaydım, neler neler yapardım. O zaman ne için geç?
Ben 75 yaşında ülke için çok önemli bir şey yapmaya adım atmış bir insan ile çalışıyorum. Ertan Bey 75 yaşına gelmiş ve ülkede üretilmeyen yüksek teknoloji bir ürünü üretip ülkeye fayda sağlayacağını düşünmüş. İnanın bu adamın bu işi yapmak yerine köşesine çekilip hayatının sonuna kadar muhteşem yaşayıp torun sevecek vakti var. Ama bir yandan alıyor bir torununu ona dünyayı öğretiyor, diğer yandan bir bakıyorum şirkette bir TIR’ın tepesinde. Atlıyor arabaya saatlerce yol gidiyor, birilerine bir şeyler satabilmek için önce mentörlük yapması gerektiğine olan inancıyla bir eğitime koşuyor. Koca koca mühendisler toplanıyorlar bu adamın bilgeliğinden bir nebze olsun faydalanmak için kilitleniyorlar sözlerine. İşte bunları yapan, bu mertebeye erişen bu adam, bilge mentör, ki kendisine kıdemli mühendisler duayen diyorlar, 30’lu yaşlarından neden bir yerde müdür olamadım dememiş. Kaldı ki hayatında hiç parlak bir ünvanı olmuş mudur? Kartvizitine sadece mühendis yazılsın istiyor. “O zamanlar para kazanmak için önümüzde ne varsa onu yaptık.” diyor bana. Şimdinin araba markası beğenmeyen profesyonellerinin yaşında otobüs, tren ne varsa onunla seyahat edip 3 kuruş, 5 kuruş diye masraf çetelesi tutmuş.
İşte böyle oluşuyor kariyer. Kariyer, aldığınız her bir karar, bu kararlar neticesinde atacağınız her bir adımdır. Verilen değil, hak edilen şeydir. Ben buyum, bana bu makamı verin demek yerine “Acaba ben ne katabilirim buraya?” diye sormakla başlar o adımlar. Ne olduğun değil, ne yapabileceğin belirler kim olacağını.
Tüm bunlar ile beraber kariyer danışmanlığı konusunda küçük bir de yardıma ihtiyacınız olabileceğinizi düşünüyorsanız, aramanızı beklerim. Bir de ben dinleyeyim nereye gitmek istediğinizi. Belki beraberce aklımıza parlak bir fikir gelebilir. Ne dersiniz?
Eğer benden koçluk (yada kariyer danışmanlığı) almaya karar verdiyseniz sizi nasıl bir sürecin bekleyeceği konusuna açıklık getirmek isterim.
Öncelikle kariyeriniz konusundaki koçluğun genelse tek bir seans ile sonuçlanması, özel hususlar hariç, pek mümkün olamamaktadır. Yine de özel bir konu üzerine konuşup da çözüme ulaşanlar olmaktadır. Bunlar haricinde kariyer bir yolculuktur. Ben danışanlarıma koçluk yaparken tüm bu yolculuğu göz önünde bulundururum. Öncelikle danışanımın kendini tanımasını sağlarım. Kendini bilen kişi hayattan da ne istediğini bilir. Hayattan ne istediğini bilen danışanım da nereye gitmek istediğine karar verir. Sonrasında gitmek istediği yere ulaşması için çalışırız. Bu çalışma genelde kişinin kendisinden başka da yerlere dokunmaya çalışmasını gerektirir. Bu süreç içerisinde de farkındalığının artması, çevresinde nelerin döndüğünü görebilmesi, bunlar üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini fark önemlidir.
Bu sebeplerden dolayı ben danışanımın süreç sonunda bir farkındalıktan ötesine erişmesinde yardımcı olurum. Bir tek atamayı, promosyonu yada iş görüşmesini değil, hayattaki nihai mutluluğu ve bu mutluluk çerçevesindeki kazancı hedeflerim. Bütün bunları konuşmak için aramanızı bekliyorum.

Eğer geleceğimizi önemsiyorsak gençleri liderlik konusunda eğitmemiz gerekiyor çünkü önce bu ülkenin sonra da dünyanın kuvvetli liderlere ihtiyacı var. En basit anlamında toplulukları bir amaca doğru sevk edebilmek liderlik sayılsa da kuvvetli liderden kastım söz ettiğim bu amacı doğru seçebilmiş, ahlaki değerleri yüksek, dürüst, güvenilir, eğitimli liderler. Ülkemize böylesi liderler yetiştirmek gençlerle olan çalışmalarımın temellerini oluşturuyor.
Bu amacım doğrulturunda zaman zaman gençlere bir araya gelmeye çalışıyorum. Geçenlerde yine böylesi bir fikirden yola çıkarak pırıl pırıl gençlerden oluşan ve yönetimini tamamen bu gençlerin yaptığı bir organizasyona, AIESEC’e dokunabilme şansı elde ettim. AIESEC’in Kocaeli şubesinin yöneticileri beni ağırladılar ve bir iki saat liderlik üzerine sohbet ettik. Sağolsunlar benim onlara kanımın ısındığı gibi onlar da benden memnun kaldılar ki bir defa da tüm organizasyon ile bir araya gelmemizi sağladılar.
AIESEC İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurulmuş, 127 ülkede 27bin üye ile çalışan muhteşem bir organizasyon. Temelleri 1948’de öğrencilerin yurtdışında staj yapmalarını kolaylaştırmak amacı ile atılmış. Organizasyon tamamen öğrenciler tarafından yürütülüyor. Burası çok önemli çünkü bu yapı 60 seneden fazla ayakta durabilmiş ve gelişmeye devam ediyor ve bunu sağlayan da tamamen gençler. Yönetiminde hiç bir şekilde bir yetişkin görev almıyor. AIESEC’in mottosu “Dünya için Liderler” ve kendilerini dünyanın lider yetiştiren en büyük organizasyonu olarak görüyorlar, bunda da hakları yok değil. Benim AIESEC ile ilk irtibatım olan Kocaeli şubesine gelince de bu gençlerin dünya çapındaki şubeler arasında çok önemli başarılarının, hatta birinciliklerinin olduğunu bilmenizi isterim. Kocaeli AIESEC’in çalışmaları hakkında yazımın sonundaki bölümü özellikle okumalısınız.
AIESEC’in yaptığı şey üniversitede okuyan yada yeni mezun gençlerin başka ülkelerde çalışmasını yada sosyal projelerde görev almasını sağlamak. Bu sayede bu gençler evlerinden çok uzaklarda sorumluluk almayı öğreniyorlar. Bu sorumluluğu sadece kendileri için değil, aynı zamanda ihtiyacı olan başka insanlar için de, gerekirse gönüllü olarak alıyorlar. Bu gönüllü çalışmalar kısa süreli olabildiği gibi, isterlerse başka şirketlerde daha uzun süreli olarak da çalışabiliyorlar. Bu açıdan bir gencin kendine katabileceği en kıymetli tecrübelerden biri AIESEC ile yurtdışında görev almak.
AIESEC’in bunun dışında başka faydaları da var. AIESEC ile yurtdışına gitmek bir seferliğine dahi olsa da en yakın AIESEC şubesine gidip üye olmak ve onlar için saha çalışmaları yaparak bu organizasyon için çalışmaya başlamak ayrı önemli bir liderlik tecrübesi. Lakin burası hem bir organizasyon, hem de uluslararası çapta bir kurum olduğu için bu kurum içerisinde de her yerde olduğu gibi zaman içerisinde edinilecek bir takım liderli, pozisyonları, yöneticilik görevleri ve makamlar mevcut. İşte burası liderlerin yeşermeye başlaması için en uygun ortamlardan biri. Yerel yöneticilikten sonra ülke çapında, belki de dünya çapında bir yerlere gelmek gayet mümkün. Bunlardan hiç biri olmasa dahi AIESEC Kocaeli Başkanı Fatih Kan’ın aşağıda belirttiği projeler gibi bir projede yer alma, hatta projeyi yönetme imkanı var. Burası iş dünyasına atılacak gençler için iş hayatının bir demosu. İnsan ilişkilerinin temellerinin öğrenileceği, insan becerilerinin, hassas becerilerin kazanılmaya başlanacağı en uygun ortam. Devlet idaresine talip olmayı hedefleyenler için demokratik bir laboratuvar. Böylesine ruhu ile çalışan gençlerin oluşturduğu, motivasyonun maddi çıkarlardan değil, tamamiyle manevi kazanımlardan ibret olduğu bu ekosistemin içinde bulunmanın sağladığı faydaları hayal gücünüze bırakıyorum.
Bunun dışında AIESEC’in başka da bir faydasından bahsetmek lazım. AIESEC firmalara yurtdışından genç eleman buluyor. Bunun şirketlere çeşitli faydaları var. Bir ülkeye ihracat yapmak isteyen biri böyle bir eleman sayesinde o pazara giriş yapabilir. Başka bir ülkeden gelen bir mühendisin kurumsal, kültürel vizyonunu edinenebilir. Daha önce yabancı bir şirkette çalışmış bir elemandan know-how elde edebilir. Hiç biri olmazsa şirketine yabancı dil bilen birini getirerek çalışanlarının vizyonunu artırabilir. Bunlar pek de yabana atılacak faydalar değil.
Böyle bir imkan var iken ve bundan bu yazımı okuyanlar haberdar oldular ise artık onlardan adım atmalarını bekliyorum.

Bundan ötesini bırakalım Kocaeli AIESEC’den Fatih Kan kendisi anlatsın:
Dünyanın en büyük Gençlik Organizasyonu olan AIESEC’in Kocaeli şubesi olarak lokalimizde 500’den fazla değişim sağlayarak, etkimizi 2017 yılında arttırdık. Genclere yurt dışında staj imkanları ve gönüllü proje imkanları sağlarken, Kocaeli’nde de bir çok proje yürütmekteyiz.
AIESEC Kocaeli olarak Kocaeli’nde düzenlediğimiz Engelleri Kaldırın Projesi, Sivil Toplum Kuruluşlarını Geliştirelim Projesi, Dünyamla Tanış projesi ve Konuşma Kafesi Projesi ile birlikte Kocaeli’deki rehabilitasyon merkezleri, STK’lar, Belediyeler ve Liseler ile birlikte etkimizi arttırmaya çalışıyoruz.
Yılın her ayında gönüllü arkadaşlarımızı getirdiğimiz Konuşma Kafesi projesi ile eğitime destek vermeyi, rehabilitasyon merkezlerindeki arkadaşlarımızla ilgilenip onlarla etkinlikler yapıp yılda 2 defa, 6 haftalık süreçlerde onlara etki etmeyi, liseli gençler ile yılda 2 defa ve 6 haftalık olan projemizde liseli gençleri dünya sorunları hakkında bilinçlendirip onlarla birlikte proje yazmaları için yine bir çok yabancı arkadaşımızın katılımı ile bu alandada etki etmeyi, sivil toplum kuruluşlarını geliştirmeye yönelik olarak yurtdışından gelen gönüllü arkadaşlar ile birlikte STK’ları geliştirmeyi amaçlıyoruz.
Bu projelerin hepsine 2017 yılında 40 farklı ülkeden 250 gönüllü arkadaşımız katılım göstermiştir.

İş hayatında yükselmenizi sağlayacak gerçek eğitimler ile Veliaht Akademi açılıyor.
İş hayatında bir yaştan ve tecrübe düzeyinden sonra edinmemiz gereken beceriler hep insan ilişkileri ile ilgili şeyler oluyor. Önce okullarda bir takım bilgiler öğreniyoruz. Sonra diploma alıyoruz. Daha sonra firmalar bu diplomayı, varsa da bir iki staj tecrübesini göz önünde bulundurup yeni mezun gençlere iş veriyor.
İlk senelerde çalışanlardan beklenen şey eğitimleri çerçevesinde yapmayı öğrendikleri dalda hünerlerini sergilemesi. Bu, eğer teknik dallarda ise mühendislik, bakım, bilgisayar programlama yada ekonomi, işletme gibi dallarda ise muhasebe, finans, ithalat gibi şeyler oluyor. İlk zamanlarımızda öğrendiğimiz konularda başarılı olmamız bekleniyor. İş dünyası kişisel gelişimi veya yetenekleri diyelim, ikiye ayırıyor. Amerikalılar buna hard skills ve soft skills demişler. Google Translate hassas beceriler, zor beceriler olarak çevirmiş. Bence fena bir çeviri olmamış, hatta Türkçe kelimeler olayı biraz daha düzgün anlatıyor. Bu yazımda konuya bir açıklık getirmek istiyorum.
Yukarıda bahsettiğim ve iş hayatının ilk zamanlarında çalışanlardan beklenilen beceriler zor beceriler. Buna neden zor (İngilizce’de de hard) deniyor bilmiyorum. Zor yada kolay bu beceriler sahip olmak zorunda olduğumuz şeyler. Ya bu çok zor, ben öbürünü seçeyim diyerek kaçılabilecek bir şey değil. Bilanço hazırlamak zorunda iseniz, bu işi genel müdür yapmaz. Bir çömez olarak arada amirinizden yardım alarak sizin hazırlamanız beklenir. Yada bir işletmede önemli bir karışım hazırlanacaksa bir mühendis olarak bunun hesabını yapmak zorundasınızdır. İşletme müdürü gelip de “dur bunu ben yapayım, sen çuvalları açıp dökersin, oradaki işçi de seni seyreder” demez. Mühendis olarak, size söylenilen çuvalı taşımanız için değil, hesabı yapmanız için maaş verilir. Müdürünüzün de yönetimsel ve denetleme vazifeleri vardır.
Bu işi ilk yıllarınızda yaptınız, sonra zaman geldi üstleriniz yavaş yavaş ya ayrıldılar yada daha üst seviyelere geçtiler ve size de artık ufaktan yönetimsel vazifeler verilmeye başlandı. Artık verdiğiniz vazifeyi yapması gereken insanlar, kontrol ve denetiminizde başka okumuş beyaz yakalı çalışanlar oluşmaya başladı. Artık şefsiniz, müdürsünüz. İşte bu aşamadan sonraki vazifeniz artık sadece matematik hesaplar yada sınırlı talimatlarla belirlenmiş kişisel beceriler değil. Bundan sonra yapacaklarınız çok daha zor bir şeyi gerektiriyor, insan beyninin derinliklerini görebilmek, kaba tabir ile insanlara iş yaptırmak. Burada artık söyledim yapmamışlar, anlattım anlamamışlar, gereğinde işten çıkarmalar, senelerce çalışacağınız uygun insanı tanımadığınız adaylar arasından 1-2 saatte tanıyıp seçmeler var. İşte Amerikalılar bunlara soft skills (kolay/yumuşak beceriler) diyor. Türkçe Google Translate ise bunlara hassas beceriler demiş. Sizce “kolay” doğru bir tanım mı? Bence değil.

Hatta bu becerileri edinmek için konu üzerine sadece 4 sene okul okumak yada birkaç aylık bir eğitim ile sertifika almak yetmiyor. Bu becerileri en küçük yaşlarımızdan itibaren edinmeye başlıyoruz. Mesela insan yönetmeyi arkadaşlarımızla mahallede (artık o da kalmadı ya Facebook’da mı desek) öğrenmeye başlıyoruz. Bu beceriler aşağıdaki liste ile sınırlılı kalmamakla beraber şöyle kavramları içeriyor:
İletişim
Liderlik
İkna
Motivasyon
Müzakere
Karar Verme
Sorumluluk
Esneklik
Tutarlılık
Ne yazıktır ki hayatta asıl ihtiyacımız olan bu beceriler ders müfredatlarında yok. Bunlar aynı zamanda kişiliğimizi oluşturuyor. Hani meşhur bir hikaye var. Hoca tahtaya 1 yazmış, bu sizin kişiliğiniz demiş. Sonra yanına sıfırlar ekleyerek (1000…) yetenekleri dizmiş ve sayının onlar basamağı artmaya başlamış. Sonra baştaki 1’i silmiş ve kalan sıfırları göstererek kişilik olmazsa geriye kalanların hiç bir önemi olmadığını anlatmak istemiş.
Ben şahsen iş hayatında iyi bir yöneticinin en çok ihtiyacı olan şeyin sağlam kişilikli, bu hassas beceriler denilen becerilerle kuvvetli olarak donatılmış çalışanlar olduğuna inanıyorum. Bunlar iş üzerinde öğretemeyeceğiniz şeyler. Bu hassas (kolay/yumuşak) becerilerden yoksun, diğer becerileri on numara güçlü kişiler ile mesafe kat etmeniz çok zor. Her şeyi bilen, her şeyi yapan birine ayak diretiyorsa işinizi yaptıramazsınız. Ama sağlam kişilikli az çok da yetenekli bir genç işi hızlıca kavrar ve bir daha kolay kolay arkanıza bakmazsınız.
Kimi zaman da beraber çalışmak zorunda olduğunuz (bu bir akraba yada oğlunuz olabilir) kişide bu yeteneklerin belki yaşı gereği bir miktar eksik olduğunu hissedersiniz. İşte o noktada da koçluk, mentorluk gibi kavramlar ortaya çıkıyor. Yönetici koçları, veliaht koçları yada lider koçlarının üzerine çalıştığı kavramlar zor beceriler değil, bu söz ettiğimiz hassas beceriler. Bir yönetici koçu size mühendislik, avukatlık yada doktorluk konusunda yardımcı olmaz. Ve bu becerilerin üzerinde çalışmak genelde aylar sürer.
Şimdi siz karar verin ihtiyacınız olan yada geliştirmek zorunda olduğunuz hangisi.

Zaman zaman etrafımdan sorulan bir soru: Kişisel gelişim için ne tavsiye ediyorsunuz?
Açıkçası güzel soru, insanın saatlerce konuşası geliyor. Ama konuyu daraltmakta fayda var. Soruyu şöyle soralım: Hayatta kimi örnek almamızı tavsiye edersiniz? Böyle sorulduğu zaman seçilecek rol model konusunda buraya sığdırabileceğime inandığım bazı fikirlerim var doğrusu.
Kişisel gelişim konusunda esas yapılan şey yazılı, sözlü yada görsel kaynaklardan faydalanmaktır. Örneğin kitaplar, tavsiyeler veya belgeseller vs… Hepimiz bir hayat yaşıyoruz ve bir tecrübe elde ediyoruz. Ama sadece önündeki işi yapıyor olmayı, hatta başkalarından daha iyi yapıyor olmayı gelişim olarak saymayız. Öyle olsa idi herkes eşit düzeyde kendini donatmış olurdu. Ama şurası aşikar ki bazılarımız diğerlerine kıyasla daha dolular ve başlarına gelen çeşitli olaylarda nispeten daha akıllı çözümler bulabiliyorlar. Mesela iyi bir mimar aynı zamanda iyi bir ebeveyn yada iyi bir satıcı olamayabiliyor. Bu eksiklerini tamamlamak için kişisel gelişimin önemine inanıp kendini geliştirme yoluna gidebiliyor. O yüzden bir hayat yaşıyor olmak değil, başkalarının da yaşadıklarından edindiklerini konsantre olarak edinmek gerekiyor. Başarılı büyük liderlerin, büyük yöneticilerin çok kitap okuduklarını yada CEO’lara sorulduğu zaman yeterince kitap okuyacak vakti bulamadıklarından şikayet ettiklerini biliriz.
Bir insan bir ömürde ne kadar gezerse gezsin bir insanın elde edebileceği kadar tecrübe edinebilir. Bu edindiği tecrübelerden de bir sonuç çıkarır. Ama eğer çok kitap okuyorsa bir çok insanın tecrübelerini harmanlama fırsatı bulur. Hatta bazı kitaplar sadece bir insanın hayatı yaşaması ile elde edilebilecek şeyler değildir. Bazı kitapları yazmak için bazı insanlar aylarca hatta yıllarca bir konu üzerine araştırmalar yaparak çalışır. Öyleyse gelişilmek istenen konu üzerine derinlemesine araştırmalar yapmış ve bu araştırmalarını mümkün olduğunca ölçülebilir ve sayılabilir, hatta objektif olarak ortaya koyan kişilerin yazdıkları kitapları okumak, bu insanları örnek almak doğru bir yaklaşımdır. Bunun için Dale Carnegie’nin “Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı” doğru bir örnek olur. Bu kitabı için yazar, yıllarca araştırmalar yapmış, pek çok kişi ile testler, anketler yürütmüş ve bunların sonuçlarını sınıflandırmıştır.
İkinci olarak hayat hikayeleri çıkar karşımıza. İşte burada da kimlerin hayat hikayelerine önem vermemiz gerekir diye sormak lazım. Tabi ki başarı elde etmiş, deneyimleri ile bir noktaya gelmiş insanlar bu yerlere nasıl geldiklerini anlatırlar bize. Bu gibi insanların neler yaptıklarını, hikayelerinin ne olduğunu bilmemiz, bu hikayeleri analiz etmemiz önemlidir. Sonuçta bu adam bu işi bu şekilde başarmışsa, benzer şeyleri ben de uygulayabilirim diye düşünmek doğrudur. Mu acaba?
Burada gözden kaçırdığımız bazı şeyler var. Birincisi insan doğası ve hayat çok fazla karmaşık. Biri insanın bir işi bir şekilde başarmış olması size tam örnek teşkil etmez. Diyelim ki çorap satışı konusunda en iyisi olmak istiyorsunuz ve karşınızda muhteşem bir çorap satıcı örneği var. Şu gibi soruların cevaplarını göz önünde bulundurmanız gerekir:
Sizin başarmak istediğiniz iş, o insanın başardığı iş ile birebir örtüşüyor mu?
Dünyanın en muhteşem çorap satıcısının sattığı çorapların aynısını mı satıyorsunuz?
Teknoloji o adamın zamanından beri değişmedi mi?
Pazar aynı pazar mı?
Müşteriler birebir aynı tip müşteriler mi?
İletişim kanalları o zaman ile aynı mı?
Rekabet aynı mı?
Siz o satıcı ile aynı kafa yapısı ve durumda mısınız?
Bu gibi sorulardan aslında başarıya ulaşmış o kişi ile aynı şartlarda olmadığınızı anlayabilirsiniz. Bu durumda da o başarılı kişiyi örnek alıp salt aynı adımları atmaya çalışmak sizde hayal kırıklığına yol açabilir.
Bir de başarılı insanlar ile ilgili şöyle bir bilinmez var. Bir işi yapmanın doğru yolunun ne olduğunu kestirmek hayatın ve insan beyninin karmaşıklığından dolayı kolay değildir. Şöyle bir algoritma vardır, bilmenizde fayda olan. Farz edelim ki elinizde yüzbin kişilik bir potansiyel yatırımcılar listesi var. İki ay boyunca her hafta bu listeyi ikiye ayırıyorsunuz ve yarısına bir kağıdın düşeceğini, öbürüne aynı kağıdın yükseleceğini söylüyorsunuz. Kağıt bir yönde hareket ediyor ve listenizin yarısını yanıltmış, yarısına da görece başarınızı ispat etmiş oluyorsunuz. Bunu listede kalanlar ile her hafta başka kağıtlarda tekrarlayıp 8 hafta boyunca listeyi ikiye bölerek mail atıyorsunuz. Bu toplam 2 ayın sonunda 390 kişiye nasıl üst üste 8 defa borsayı tahmin ettiğinizi gösterip tahminlerinizde ne kadar isabetli olduğunuzu söyleyip, başarı konusunda bir sırrınız var diyebilirsiniz.
İşte başarılı insanları düşündüğünüzde, “peki ya başarısız olan çoğunluk” diye de sorası geliyor insanın. Böyle bakarsanız da başarılı olanlar kadar başarısız olanların da hikayeleri çok önemli. Maalesef ki raflarda gördüğümüz kitaplar arasında başarısız insanların hikayelerine rastlamak pek olası değil. Ama bir işi yapmanın 3 yolu varsa o işi yapamamanın da 300 yolu var. Bu sebeplerdendir ki başarılı insanlar kadar başarısız insanların neden başaramadıklarını, nerede hata yaptıklarını da incelemek gerek.
Bu demek değildir ki başarı tesadüftür. Başarıda şans faktörü kadar kişinin seçimleri de söz konusudur. İşte bu seçimleri yapmada da edindiğiniz bilgi ve tecrübeleriniz yönlendirici olur. Hayat bir kişiyi örnek alacak, bir tek rol model belirleyecek kadar basit değildir. Beynimizi sürekli okuyarak, görerek, insanlar ile iletişime geçerek, başarılı olsun, başarısız olsun herkesin hikayesini dinleyerek doldurur, aklımızı fikrimizi geliştiririz. Hata yapanların hatalarından örnek almak, başarılı insanların başarı hikayeleri kadar önemlidir. Sonuçta karşınıza çıkacak hiç bir durum daha önceden görmüş yada okumuş olduğunuz ile aynı olmayacaktır.

Yeni bebeklerin öğrenmesi merakla beklenen ilk becerisi yürümeleri, sonra konuşmalarıdır. Konuşmak kişisel gelişimdeki önemli kilometre taşlarındandır, ayrıca iletişimin de önemli bir parçasıdır. Bunun yanında eğitimciler tarafından önem verilen diğer bir yetenek de dinlemeyi bilmektir. Akıllı yöneticiler dinlemenin önemini bilirler. Şunun gayet net farkındadırlar ki insan yönetmenin en önemli unsuru etkili dinleyebilmektir.
Günümüzde etkili iletişim içinde etkili dinlemenin önemi iletişim uzmanları, psikologlar, koçlar, kuvvetli yöneticiler ve liderler arasında bilinse de günlük halk arasında pek bilinmez. Hatta sıkıcı insan olarak tabir edilen insanların karşısındakini dinlemeyi bilmediklerini sıkça duyarız. Dinlemek bir yöneticinin karar verme aşamasındaki en büyük yardımcısıdır. Bu sayede yönetici karşısındakini anlar ve ondan aldığı bilgiye kendi bilgisini de ekleyerek muhakeme yapar.
Etkili dinleme satışta da çok önemlidir. İyi bir satıcı bilir ki müşterisine ne sunması gerektiğini, hatta aynı malı farklı kişilere hangi özellikleri ile sunması gerektiğini ancak müşterisini tanıyarak belirleyebilir. Kaşısındakini tanımanın en güzel yolunun da etkili soru sormak ve etkili dinleme yapmak olduğunu bilir. Stephen Covey “Çoğu insan anlamak için değil cevap vermek için dinliyor” demektedir.
Peki etkili bir dinleyici olmak için ne yapmak gerekir?
Her şeyden önce konuştuğunuzda sizi dinleyen ve sizi dinlediği için kendinizi mutlu hissettiğiniz insanları düşünün. Bu insanların en belirgin özellikleri size ve anlattığınıza ilgi duymalarıdır. İnsan hoşuna gidene bakar, hoşuna gideni dinler. Öyleyse karşınızdaki insanın anlattığı şeye gerçekten ilgi duymanız gerekiyor. Bu aynı zamanda karşınızdakine saygı duyduğunuz anlamına da gelir. Dinlediğiniz insanın anlattığı her ne ise meraklı olun. Eğer anlatılan şeyden sıkılacak ve “ne zaman bitecek bunun konuşması” diyecekseniz, en iyisi kişiden uygun bir lisan ile müsade istemenizdir. Kimse karşısındakinin sıkıldığını görerek anlatmaya devam etmek istemez. Ayrıca anlatılan konu gerçekten önemli ise, esas noktayı kaçırır, o konuşmadan fayda sağlayamazsınız.
Dinlediğiniz kişi ve konu hakkında yukarıdaki noktaya geldiyseniz ikinci yapmanız gereken şey az konuşmaktır. Birisi konuşurken araya girmek ve kendi fikrinizi beyan etmek karşı konulması güç bir dürtüdür. İnsan “evet biliyorum, ben de filan filan yaşadım” şeklinde araya girip kendini anlatmak ister. Tam bu anlarda aklınızdan şu soruları geçirebilirsiniz: “Bu söyleyeceğim şey karşımdakinin sözünü kesmeme değecek mi, konuşulan konuya değer katacak mı?”
Konuşmanız gereken zamanlarda yapmanız gereken şey etkili sorular sormaktır. Cevabı evet/hayır olan sorular yerine meraklı olup, konunun daha derinlemesine inilmesini sağlayacak sorular sormalısınız. Soru sormada zorluk çektiğinizi düşünüyorsanız yada sohbetin tıkandığı bir ana denk gelirseniz karşınızdakinin cümlelerinde geçen şeylere neden, nasıl gibi sorular sorun. Anlattığının kendinde ne gibi hisler bıraktığını, bu konuda derinlemesine görüşlerini, fikirlerini merak edin.
Bu iki kuralı aklınızdan çıkarmamak size etkili dinlemede büyük fayda sağlayacaktır. Bunun yanında mimik ve jestleriniz ile karşınızdakini ve anlattığını onaylayabilir yada konuyu anladığınızı küçük tekrarlar yaparak belirtebilirsiniz.
Şunu unutmamalısınız ki etkili dinleme etkili iletişimin belki de en önemli unsurudur.